<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Ömar Faruk Tekbilek Fan - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.omarfaruktekbilek.biz/</link>
		<description><![CDATA[Ömar Faruk Tekbilek Fan - http://www.omarfaruktekbilek.biz]]></description>
		<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 07:15:46 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Meyve Veren Bir Yaşamın Öyküsü]]></title>
			<link>http://www.omarfaruktekbilek.biz/showthread.php?tid=3</link>
			<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 05:22:33 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.omarfaruktekbilek.biz/showthread.php?tid=3</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><div style="text-align: center;"><span style="font-style: italic;"><br />
<span style="color: #4B0082;"><img src="http://i0911.hizliresim.com/2009/11/14/639.jpg" border="0" alt="[Resim: 639.jpg&#93;" /><br />
<br />
Meyve veren bir yaşamın öyküsü...<br />
</span><br />
C.ONUR ANT<br />
Sayı: 631/ Tarih : 08-01-2007<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">Ömer Faruk Tekbilek, Türkiye'nin yetiştirdiği evrensel değerlerden biri. Udun Efendisi'nin hikâyesi, aslında sanatın inançla gerçekleştirdiği evliliğin de hikâyesi...</span><br />
																											<br />
Türkiye'de olduğundan daha fazla dışarıda tanınan bir müzisyen Omar Faruk Tekbilek. Yaptığı müzik ekseriyet itibarıyla hoplatıp zıplatan değil, ruhu dinlendiren, yaraları saran, dinleyenin manevi yönünü okşayan cinsten. Albümleri satış rekorları kırmadı ama kendi alanında dünyanın en çok aranılan müzisyenlerinden birisi o.<br />
<br />
Tekbilek 55 yaşında sufi bir müzisyen. Ekim ayında, Pennsylvania Eyalet Üniversitesi'nde bir konserden önce kaldığı otelin lobisinde ondan felsefesini anlatması istendi. Önündeki masanın üzerinde duran cihaz sadece sesleri kayıt ettiği halde Tekbilek, felsefesini anlatmayı değil göstermeyi tercih etti. Önce derin bir nefes aldı. Sonra yavaşça içindeki havayı vermeye başladı ağzından. Neredeyse bir dakika boyunca sürdürdü bunu. Tükenir gibi goründüğü anlarda yutkundu ve yutkunması her defasında biraz daha zorlaştı, ama hepsinden sonra biraz daha nefes verdi. Bu sırada yüzünün rengi bronzdan kırmızıya dönüyordu ve yüzünde seçilebilen bütün kasları gerilmişti.<br />
<br />
İnsanı onu sarsmaya ve durmasını söyleyeme davet eden bu gösteri bittiğinde, Tekbilek'in ciğerlerinde hava kalmamıştı. O haldeyken gülümsemeye başladı. Yüzünün rengi geri geldi ve suratındaki kaslar birkaç dakika önce oldukları yere geri döndüler. Gözlerinde sebebi bir yabancı için anlaşılmaz bir huzur vardı etrafına bakarken. Bu birkaç dakikalık yolculuğun son noktası neresiydi acaba?<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">"Orası Cenab-ı Hakkın bizi nefes olarak nurlandırdığı yer. Ben felsefi olarak orayı buldum. Neşe ve sükûnet var orada. Sonsuz bir sükûnet."</span> diye açıklayor Tekbilek, nefesini geri aldıktan sonra.<br />
<br />
Bu kısa süreli gösteri Tekbilek'in sadece felsefesini değil, müzik kariyerini de anlatan küçük bir evren aslında. O, hayat ona ne getirdiyse kabullendi. Zorluklar hayatındaki yutkunmalar gibiydi. Her yutkunma kendinden önce gelenden daha çetin çıktı. Zorlukların sırtını yere getirmesine izin vermedi Tekbilek. Olduğu şekilde kalmayı, sabretmeyi becerdi. Şimdiyse bir müzisyenin isteyebileceği birçok şeyi elde etmiş durumda. Antarktika dışında her kıtadan konser vermesi için davet edilen Tekbilek, bu yoğun ritmi yüzünden Amerika'nın doğusunda, Rochester'deki evinde bile fazla zaman geçiremiyor.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">SANATA MÜZİK ALETLERİ DÜKKANINDA BAŞLADI</span><br />
<br />
Omar Faruk Tekbilek müzik yaşamına 1963 yılında, henüz ortaokuldayken bir akrabasının müzik aletleri dükkanında çırak olarak başladı. Dükkan Tekbilek'in doğduğu yerde, Adana'daydı. Her gün okul çıkışında oraya gider, dükkanın sahibi Aydın Cangürgel'den nota dersi alırdı.<br />
<br />
Adana'da imam hatip okulunda okuyan Tekbilek alışılagelmiş bir çizgi izleseydi, hocalık yapacak, namaz kıldırıp, cenaze yıkayacak; en iyisinden ilahiler okuyacaktı kandil gecelerinde. Ama o 16 yaşındayken, eğitimini yarıda kesip müzik yapmak için İstanbul'a gelmeyi tercih etti.<br />
<br />
İlk zorlu kararı da, 18 yaşında İstanbul'da buldu Tekbilek'i. Türkiye'nin bir köşesinden diğer bir köşesine yaptığı göç, genç yeteneğin hayat felsefesini de kökünden sarsmış, manevi buhranlara sürüklemişti onu. İçine düştüğü bunalım ona iki vazgeçilmezinden birisini seçmesini buyuruyordu: Bir tarafta inançları vardı, diğer tarafta uğruna doğup büyüdüğü şehri terkettiği mesleği.<br />
<br />
"Dinî bir ortamdan farklı bir hayata geldim. Gecelere, kadın matinelerine gidiyorduk. Biz kadınlara değil onlar bize teklif ediyordu klüplere, plaja gitmeyi. Bense daha o zamanlar 16 yaşındaydım." diye anlatıyor Tekbilek yaşadığı imtihanı.<br />
<span style="color: #4B0082;"><br />
KALBİNİN SESİNİ DİNLEDİ<br />
</span><br />
Sonunda, içine düştüğü bunalımdan kurtulmak için, "sefahat devri" diye adlandırdığı yaşam tarzını, müzikle birlikte bir kenara itti Tekbilek. Arapça öğrenip Kur'an okuyarak, düştüğü buhrandan çıkmaya çalışırken, çalgıyla meşguliyeti de bıraktı. Hayatını allak bullak eden bu fırtınadan kaçmak için ekmek teknesini terk etmişti.<br />
<br />
Oysa İstanbul'a geldiğinde Orhan Gencebay gibi sanatçılarla çalışmaya başlamıştı. Meslektaşları gelecek vadeden bir kariyeri tehlikeye attığı için Tekbilek'in aklını kaçırdığını düşünüyordu. Sadece Gencebay'ın o zamanlar diğerlerinden farklı bir öğüt verdiğini söylüyor Tekbilek. "Oğlum aynı şeyleri ben de yaşadım. Sen kalbinin sesini dinle. Yine buraya döneceksin, ama sen kalbinin sesini dinle!" demişti Orhan abisi.<br />
<br />
Onu sahnede takip eden ışıkların ruhunu karanlığa götürdüğünü düşünmeye başlamıştı. Üç ay ne bağlamasına dokundu ne kavalına ne de uduna. Sonra bir gün, yanında kaldığı abisinin evinde, odasında otururken, duvarda asılı ud gözüne ilişiverdi. Efendisi olduğu enstrümanı çalma arzusu içini doldurmuştu. Udu duvarda asılı olduğu yerden indirdi, tellerine dokundu. "Bunda günah olacak ne var?" diye düşündü sonra.<br />
<br />
"Ameller niyetlere göredir." hadis-i şerifinin, onu yaptığının günah olmadığına ikna eden şeylerden biri olduğunu söylüyor Tekbilek. Onun amacı sanatını icra etmekti. Böylelikle kendisini bekleyen engelleri aşmak, zor kararlar vermek üzere, uduyla birlikte hayatının dümenini de eline aldı bir kez daha.<br />
<br />
Rochester'e 1971 yılında, Amerika'nın doğu yakasında bir dizi konser vermek için geldi Türk müzisyen. Kaderde, aynı şehirde bir konfeksiyon fabrikasında ütücü olarak çalışmak, sabah akşam kart basmak da vardı. Konserden sonraki beşinci senesinde Tekbilek Amerika'nın en büyük giyim fabrikası Hickey Freeman'da çalışmaya başlamıştı.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">İNSAN DİBİNİ BULAMAZ, SADECE DEŞER DURUR</span><br />
<br />
Amerika turnesinde iken, gelecekte eşi olacak insanla, Suzan'la tanıştı. Turnenin bir ayağında darbuka çalacak 12 yaşında bir çocuk bulmuşlardı ve onun ablasıydı Suzan Hanım. Rocherster'deki konserden önce birkaç saat görüşebilmişlerdi ama o kadarı bile "Ben onun gülümsemesine çarpıldım." demesine yeterliydi Tekbilek'in. Gün boyunca çektikleri fotoğrafları gönderme vesilesiyle adresini veren Omar Faruk, Suzan Hanım'la, takip eden yıllarda Türkiye'den mektuplaştı.<br />
<br />
"İnsan dibini bulamaz, deşiyorduk işte biz de mektuplarda" diyor Tekbilek, askerdeyken gelip giden mektupları hatırlayınca. Askerlik dönüşü evlenen ikili, Tekbilek'in vizesini almasıyla Amerika'da buluştu. Aradaki okyanusu aşarken aklında müziği bırakmak yoktu sanatçının. "Boston'daki müzik okulu Berklee'de caz çalışırım diye düşünmüştüm. Ama buraya gelince arada dokuz saatlik mesafe var dediler. Ooo, olmadı dedim, o kadarını çekemezdim." diye anımsıyor o günleri Tekbilek.<br />
<br />
Kafasında sürekli müzik vardır, ama hayat şartları çalışmasını gerektirince Hickey Freeman'da işe başlar. Orada geçirdiği yılları hatırladığında şunları söylüyor: "Bir müzisyenin İstanbul'dan gelip de tam 17 sene başka bir işte çalışması kolay değil. Çektiğimi düşünebiliyor musunuz?"<br />
<br />
Daha sonraları Rochester'de kayınbiraderinin de üyesi olduğu bir müzik grubu kurup, oryantal çalmaya başladı, ama bu küçük şehir ona ve hayallerine dar gelmişti. New York'a yerleşmek, kariyerine orada devam etmek isteyince de, o büyük şehrin düzenlerini bozacağını düşünen eşi Suzan Hanım karşı çıktı buna. "Faruk iyi bir aile babası. Tehlikeyi o da gördü." diyor Suzan Hanım, problemin üstesinden nasıl geldikleri sorulunca.<br />
<br />
Nicedir mesleğiyle gönlünce uğraşamayan Tekbilek, kendini karar vermesi güç bir yol ayrımında buldu. Ya eşine rağmen New York'a gidecek ve ona kucak açacak bir klüpte çalışmaya başlayacaktı ya da müzik yaşamına akşamları işten geldikten sonra evde, odasında devam edecekti.<br />
<br />
"Müzik ne benim için?" diye sordu kendisine. Cevabı, "Benim için kime, nerede çaldığım önemli değil. Benim için önemli olan evde yaptığım çalışmalar ve benim kendimi öğrenmem. Çünkü biz aslında enstrümanı değil, kendimizi öğreniyoruz. Zihnin ve vücudun uyumunu alıp, bir enstrümana uyguluyoruz." oldu.<br />
<br />
Zorlu kararlarında rehberi olan "içindeki efendi" ona New York hayallerini bir kenara bırakmasını söylemişti. Teslimiyetten değil, sabretmeyi bildiğinden kaderine boyun eğdi Tekbilek. Yeni işinde de sabır, huzura giden yol oldu.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">FAZIL'IN YERİ'NDE HUZURU BULDU</span><br />
<br />
"Bir sabah o büyük buharlı makinayı bir açtım, baktım vaaauuuuuğğ diye bir ses!" diye anlatıyor Tekbilek, makineden çıkan sesi taklit ederek. Her sabah yaptığından farklı birşey yapmamıştı, ama makineden çıkan ses onun icin yeniydi. Sürekli duyup da umursamadığı sesi, ilk defa o sabah bir soksafonunkine benzetti. Ardından, diğer makinelerden gelen seslerin de farklı enstrümanları andırdığının farkına vardı. Yahut ona öyle geliyordu: "Allah dedim. İşte orkestra benim çevremde."<br />
<br />
Tekbilek o orkestrayla ıslık çaldı, onunla şarkı söyledi, günlerini onunla doldurdu. Hafta içinde, akşamları eve dönüp kısa bir uykudan sonra odasına kapanıp kendi kendine çalışıyordu enstrümanlarıyla. Onun ne çaldığını Bayan Tekbilek kalorifer borularına kulaklarını dayayıp dinlerdi, sanatçı kapısını kapadığında.<br />
<br />
Hafta sonlarındaysa Tekbilek eşini yanına alıp New York'a giderdi, iki gün de olsa oradaki klüplerde çalabilmek için. Bütün hafta kirlenen, ağırlaşan vücudunu hamamda yıkayıp temizlemek gibi geliyordu ona iki günlük New York seyahatleri. En çok gittiği yer, Manhattan'ın göbeğinde, pavyonların, sinemaların ve tiyatro salonlarının bulunduğu Times Meydanı'ndaki Fazıl'ın Yeri oldu.<br />
<br />
Bir asırdan daha uzun bir tarihi vardı Fazıl'ın Yeri'nin. Ünlü Broadway tiyatrolarının oyuncularının provalarını yapabilmek için tercih ettikleri bir mekandı burası. Tiyatro ve müzikal sanatçıları klübün üst katında toplanırlardı. New York'a yeni gelen şarkıcı ve çalgıcılarsa alt katta sahne almak için akın ederdi Fazıl'ın Yeri'ne.<br />
<br />
70'li yıllardan beri mekanın müdavimi, şimdilerde bir Birleşmiş Milletler emeklisi diplomat klübün o zamanlar "New York'un her köşesinden gelen sanatçıların parasız da olsa çalmak, dans etmek ya da şarkı söylemek istediği bir yer" olduğunu söylüyor. Fazıl'ın klübü Omar Faruk Tekbilek için adeta bir zıplama tahtası olacaktı.<br />
<br />
Tekbilek, bu biraz kenarda kalmış ama müdavimlerinin sevdiği, Broadway sanatçılarınınsa çok iyi bildiği yerde çalıyordu 80'li yıllarda. 1988 yılında bir akşam yine aynı mekanda iştahla müziğini icra ediyordu. Öylesine coşkundu ki ruhu, yorulup mola vermek isteyen çalgıcıların yerine onların enstrümanlarını alıp, çalmaya devam ediyordu. Birbirini kovalayan saatlere rağmen sahneden inmemekte kararlıydı. Tabii bunu yaparken, kendisini seyredenlerin arasında ünlü bir prodüktörün olduğundan habersizdi.<br />
<br />
Atlantik Müzik'in başındaki Arif Mardin'in tavsiyesi üzerine o gece Fazıl'ın klübüne gelen ünlü prodüktör Brian Keane, Public Broadcasting Service için çalışıyordu. Kanuni Sultan Süleyman'ı konu alan belgeseline müzik yaparken kendisine yardım edecek birisini arıyordu Keane. PBS'nin "Muhteşem Süleyman" için ona bulduğu akademisyenlerden de sıkılmıştı.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">GERÇEK BİR MÜZİSYEN ARIYORDUM</span><br />
<br />
"Gerçek bir müzisyen arıyordum." diye açıklıyor Keane, neden o gece orada olduğunu. "Omar'ı gördüğümde, biraz toydu. Elime geçen bir albümü vardı, acemice kayıt edilmiş ve kapağında gülünç kıyafetlerin olduğu bir resim vardı, bilirsiniz. Ama, özel bir müzisyen vardı orada."<br />
<br />
Tekbilek o gece klüpte sabahın erken saatlerine kadar çaldıktan sonra Keane'la birlikte bir kayıt stüdyosuna gitti. Keane onun ne kadar iyi olduğunu görmek istiyordu. Birlikte yaptıkları ilk kayıt "Muhteşem Süleyman"ın açılış parçası oldu. Amerika'nın prestijli ödülleriyle taçlandırılan yapıt, Tekbilek'in de kariyerinde hızla yükselmesini sağlayacaktı.<br />
<br />
Son 18 yılda 14 albüm çıkaran Tekbilek, aynı zamanda dünyanın birçok yerinden ünlü sanatçılarla ortak projelere imza attı. "Spy Game" (Casusluk Oyunu) adlı Hollywood yapımı filmin müziğine bir parçayla katkıda bulundu. Amerika'da Golden Belly Musician ödülünü 1998 ve 1999'da iki defa alan Tekbilek, 2003 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Türk müziği dalında ödüllendirildi. Aynı yıl BBC Dünya Müziği ödüllerinde Ortadoğu dalında dört finalistten biri olmayı başardı, ancak ödülü alamadı.<br />
<br />
2004 yılında Irak'taki lösemili çocuklar yararına Londra'da düzenlenen konsere davet edilen Tekbilek yaşadığı değişimi şöyle anlatıyor: "Bir zamanlar Beatles'ın çaldığı Royal Albert Hall'ın ortasına kocaman bir yastık koymuşlardı benim için. Ben de üzerinde oturuyorum, bağlamamı çalıyorum. O sırada dervişler dönüyor. Bulgar Senfoni Orkestrası da çalıyor. Ya Rab dedim, ben neredeydim, sen beni nerelere getirdin? Ben hiç düşünmezdim ki bunları."<br />
<br />
Kazandığı şöhretin beraberinde manevi dünyasını ve inançlarını da koruyan Tekbilek, 2004 yılında Yahudileri aşağıladığını düşündüğü için "Passion of Christ" (İsa'nın Çilesi) filminin müziğinde görev almayı, dolayısıyla da milyoner olmayı reddetti. Halen Rochester'da yaşayan Tekbilek çiftinin biri evli olmak üzere üç çocukları var.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">* C. Onur Ant halen Columbia Üniversitesi Gazetecilik bölümünde yüksek lisans çalışmasını sürdürüyor.</span><br />
<br />
</span></div></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><div style="text-align: center;"><span style="font-style: italic;"><br />
<span style="color: #4B0082;"><img src="http://i0911.hizliresim.com/2009/11/14/639.jpg" border="0" alt="[Resim: 639.jpg]" /><br />
<br />
Meyve veren bir yaşamın öyküsü...<br />
</span><br />
C.ONUR ANT<br />
Sayı: 631/ Tarih : 08-01-2007<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">Ömer Faruk Tekbilek, Türkiye'nin yetiştirdiği evrensel değerlerden biri. Udun Efendisi'nin hikâyesi, aslında sanatın inançla gerçekleştirdiği evliliğin de hikâyesi...</span><br />
																											<br />
Türkiye'de olduğundan daha fazla dışarıda tanınan bir müzisyen Omar Faruk Tekbilek. Yaptığı müzik ekseriyet itibarıyla hoplatıp zıplatan değil, ruhu dinlendiren, yaraları saran, dinleyenin manevi yönünü okşayan cinsten. Albümleri satış rekorları kırmadı ama kendi alanında dünyanın en çok aranılan müzisyenlerinden birisi o.<br />
<br />
Tekbilek 55 yaşında sufi bir müzisyen. Ekim ayında, Pennsylvania Eyalet Üniversitesi'nde bir konserden önce kaldığı otelin lobisinde ondan felsefesini anlatması istendi. Önündeki masanın üzerinde duran cihaz sadece sesleri kayıt ettiği halde Tekbilek, felsefesini anlatmayı değil göstermeyi tercih etti. Önce derin bir nefes aldı. Sonra yavaşça içindeki havayı vermeye başladı ağzından. Neredeyse bir dakika boyunca sürdürdü bunu. Tükenir gibi goründüğü anlarda yutkundu ve yutkunması her defasında biraz daha zorlaştı, ama hepsinden sonra biraz daha nefes verdi. Bu sırada yüzünün rengi bronzdan kırmızıya dönüyordu ve yüzünde seçilebilen bütün kasları gerilmişti.<br />
<br />
İnsanı onu sarsmaya ve durmasını söyleyeme davet eden bu gösteri bittiğinde, Tekbilek'in ciğerlerinde hava kalmamıştı. O haldeyken gülümsemeye başladı. Yüzünün rengi geri geldi ve suratındaki kaslar birkaç dakika önce oldukları yere geri döndüler. Gözlerinde sebebi bir yabancı için anlaşılmaz bir huzur vardı etrafına bakarken. Bu birkaç dakikalık yolculuğun son noktası neresiydi acaba?<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">"Orası Cenab-ı Hakkın bizi nefes olarak nurlandırdığı yer. Ben felsefi olarak orayı buldum. Neşe ve sükûnet var orada. Sonsuz bir sükûnet."</span> diye açıklayor Tekbilek, nefesini geri aldıktan sonra.<br />
<br />
Bu kısa süreli gösteri Tekbilek'in sadece felsefesini değil, müzik kariyerini de anlatan küçük bir evren aslında. O, hayat ona ne getirdiyse kabullendi. Zorluklar hayatındaki yutkunmalar gibiydi. Her yutkunma kendinden önce gelenden daha çetin çıktı. Zorlukların sırtını yere getirmesine izin vermedi Tekbilek. Olduğu şekilde kalmayı, sabretmeyi becerdi. Şimdiyse bir müzisyenin isteyebileceği birçok şeyi elde etmiş durumda. Antarktika dışında her kıtadan konser vermesi için davet edilen Tekbilek, bu yoğun ritmi yüzünden Amerika'nın doğusunda, Rochester'deki evinde bile fazla zaman geçiremiyor.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">SANATA MÜZİK ALETLERİ DÜKKANINDA BAŞLADI</span><br />
<br />
Omar Faruk Tekbilek müzik yaşamına 1963 yılında, henüz ortaokuldayken bir akrabasının müzik aletleri dükkanında çırak olarak başladı. Dükkan Tekbilek'in doğduğu yerde, Adana'daydı. Her gün okul çıkışında oraya gider, dükkanın sahibi Aydın Cangürgel'den nota dersi alırdı.<br />
<br />
Adana'da imam hatip okulunda okuyan Tekbilek alışılagelmiş bir çizgi izleseydi, hocalık yapacak, namaz kıldırıp, cenaze yıkayacak; en iyisinden ilahiler okuyacaktı kandil gecelerinde. Ama o 16 yaşındayken, eğitimini yarıda kesip müzik yapmak için İstanbul'a gelmeyi tercih etti.<br />
<br />
İlk zorlu kararı da, 18 yaşında İstanbul'da buldu Tekbilek'i. Türkiye'nin bir köşesinden diğer bir köşesine yaptığı göç, genç yeteneğin hayat felsefesini de kökünden sarsmış, manevi buhranlara sürüklemişti onu. İçine düştüğü bunalım ona iki vazgeçilmezinden birisini seçmesini buyuruyordu: Bir tarafta inançları vardı, diğer tarafta uğruna doğup büyüdüğü şehri terkettiği mesleği.<br />
<br />
"Dinî bir ortamdan farklı bir hayata geldim. Gecelere, kadın matinelerine gidiyorduk. Biz kadınlara değil onlar bize teklif ediyordu klüplere, plaja gitmeyi. Bense daha o zamanlar 16 yaşındaydım." diye anlatıyor Tekbilek yaşadığı imtihanı.<br />
<span style="color: #4B0082;"><br />
KALBİNİN SESİNİ DİNLEDİ<br />
</span><br />
Sonunda, içine düştüğü bunalımdan kurtulmak için, "sefahat devri" diye adlandırdığı yaşam tarzını, müzikle birlikte bir kenara itti Tekbilek. Arapça öğrenip Kur'an okuyarak, düştüğü buhrandan çıkmaya çalışırken, çalgıyla meşguliyeti de bıraktı. Hayatını allak bullak eden bu fırtınadan kaçmak için ekmek teknesini terk etmişti.<br />
<br />
Oysa İstanbul'a geldiğinde Orhan Gencebay gibi sanatçılarla çalışmaya başlamıştı. Meslektaşları gelecek vadeden bir kariyeri tehlikeye attığı için Tekbilek'in aklını kaçırdığını düşünüyordu. Sadece Gencebay'ın o zamanlar diğerlerinden farklı bir öğüt verdiğini söylüyor Tekbilek. "Oğlum aynı şeyleri ben de yaşadım. Sen kalbinin sesini dinle. Yine buraya döneceksin, ama sen kalbinin sesini dinle!" demişti Orhan abisi.<br />
<br />
Onu sahnede takip eden ışıkların ruhunu karanlığa götürdüğünü düşünmeye başlamıştı. Üç ay ne bağlamasına dokundu ne kavalına ne de uduna. Sonra bir gün, yanında kaldığı abisinin evinde, odasında otururken, duvarda asılı ud gözüne ilişiverdi. Efendisi olduğu enstrümanı çalma arzusu içini doldurmuştu. Udu duvarda asılı olduğu yerden indirdi, tellerine dokundu. "Bunda günah olacak ne var?" diye düşündü sonra.<br />
<br />
"Ameller niyetlere göredir." hadis-i şerifinin, onu yaptığının günah olmadığına ikna eden şeylerden biri olduğunu söylüyor Tekbilek. Onun amacı sanatını icra etmekti. Böylelikle kendisini bekleyen engelleri aşmak, zor kararlar vermek üzere, uduyla birlikte hayatının dümenini de eline aldı bir kez daha.<br />
<br />
Rochester'e 1971 yılında, Amerika'nın doğu yakasında bir dizi konser vermek için geldi Türk müzisyen. Kaderde, aynı şehirde bir konfeksiyon fabrikasında ütücü olarak çalışmak, sabah akşam kart basmak da vardı. Konserden sonraki beşinci senesinde Tekbilek Amerika'nın en büyük giyim fabrikası Hickey Freeman'da çalışmaya başlamıştı.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">İNSAN DİBİNİ BULAMAZ, SADECE DEŞER DURUR</span><br />
<br />
Amerika turnesinde iken, gelecekte eşi olacak insanla, Suzan'la tanıştı. Turnenin bir ayağında darbuka çalacak 12 yaşında bir çocuk bulmuşlardı ve onun ablasıydı Suzan Hanım. Rocherster'deki konserden önce birkaç saat görüşebilmişlerdi ama o kadarı bile "Ben onun gülümsemesine çarpıldım." demesine yeterliydi Tekbilek'in. Gün boyunca çektikleri fotoğrafları gönderme vesilesiyle adresini veren Omar Faruk, Suzan Hanım'la, takip eden yıllarda Türkiye'den mektuplaştı.<br />
<br />
"İnsan dibini bulamaz, deşiyorduk işte biz de mektuplarda" diyor Tekbilek, askerdeyken gelip giden mektupları hatırlayınca. Askerlik dönüşü evlenen ikili, Tekbilek'in vizesini almasıyla Amerika'da buluştu. Aradaki okyanusu aşarken aklında müziği bırakmak yoktu sanatçının. "Boston'daki müzik okulu Berklee'de caz çalışırım diye düşünmüştüm. Ama buraya gelince arada dokuz saatlik mesafe var dediler. Ooo, olmadı dedim, o kadarını çekemezdim." diye anımsıyor o günleri Tekbilek.<br />
<br />
Kafasında sürekli müzik vardır, ama hayat şartları çalışmasını gerektirince Hickey Freeman'da işe başlar. Orada geçirdiği yılları hatırladığında şunları söylüyor: "Bir müzisyenin İstanbul'dan gelip de tam 17 sene başka bir işte çalışması kolay değil. Çektiğimi düşünebiliyor musunuz?"<br />
<br />
Daha sonraları Rochester'de kayınbiraderinin de üyesi olduğu bir müzik grubu kurup, oryantal çalmaya başladı, ama bu küçük şehir ona ve hayallerine dar gelmişti. New York'a yerleşmek, kariyerine orada devam etmek isteyince de, o büyük şehrin düzenlerini bozacağını düşünen eşi Suzan Hanım karşı çıktı buna. "Faruk iyi bir aile babası. Tehlikeyi o da gördü." diyor Suzan Hanım, problemin üstesinden nasıl geldikleri sorulunca.<br />
<br />
Nicedir mesleğiyle gönlünce uğraşamayan Tekbilek, kendini karar vermesi güç bir yol ayrımında buldu. Ya eşine rağmen New York'a gidecek ve ona kucak açacak bir klüpte çalışmaya başlayacaktı ya da müzik yaşamına akşamları işten geldikten sonra evde, odasında devam edecekti.<br />
<br />
"Müzik ne benim için?" diye sordu kendisine. Cevabı, "Benim için kime, nerede çaldığım önemli değil. Benim için önemli olan evde yaptığım çalışmalar ve benim kendimi öğrenmem. Çünkü biz aslında enstrümanı değil, kendimizi öğreniyoruz. Zihnin ve vücudun uyumunu alıp, bir enstrümana uyguluyoruz." oldu.<br />
<br />
Zorlu kararlarında rehberi olan "içindeki efendi" ona New York hayallerini bir kenara bırakmasını söylemişti. Teslimiyetten değil, sabretmeyi bildiğinden kaderine boyun eğdi Tekbilek. Yeni işinde de sabır, huzura giden yol oldu.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">FAZIL'IN YERİ'NDE HUZURU BULDU</span><br />
<br />
"Bir sabah o büyük buharlı makinayı bir açtım, baktım vaaauuuuuğğ diye bir ses!" diye anlatıyor Tekbilek, makineden çıkan sesi taklit ederek. Her sabah yaptığından farklı birşey yapmamıştı, ama makineden çıkan ses onun icin yeniydi. Sürekli duyup da umursamadığı sesi, ilk defa o sabah bir soksafonunkine benzetti. Ardından, diğer makinelerden gelen seslerin de farklı enstrümanları andırdığının farkına vardı. Yahut ona öyle geliyordu: "Allah dedim. İşte orkestra benim çevremde."<br />
<br />
Tekbilek o orkestrayla ıslık çaldı, onunla şarkı söyledi, günlerini onunla doldurdu. Hafta içinde, akşamları eve dönüp kısa bir uykudan sonra odasına kapanıp kendi kendine çalışıyordu enstrümanlarıyla. Onun ne çaldığını Bayan Tekbilek kalorifer borularına kulaklarını dayayıp dinlerdi, sanatçı kapısını kapadığında.<br />
<br />
Hafta sonlarındaysa Tekbilek eşini yanına alıp New York'a giderdi, iki gün de olsa oradaki klüplerde çalabilmek için. Bütün hafta kirlenen, ağırlaşan vücudunu hamamda yıkayıp temizlemek gibi geliyordu ona iki günlük New York seyahatleri. En çok gittiği yer, Manhattan'ın göbeğinde, pavyonların, sinemaların ve tiyatro salonlarının bulunduğu Times Meydanı'ndaki Fazıl'ın Yeri oldu.<br />
<br />
Bir asırdan daha uzun bir tarihi vardı Fazıl'ın Yeri'nin. Ünlü Broadway tiyatrolarının oyuncularının provalarını yapabilmek için tercih ettikleri bir mekandı burası. Tiyatro ve müzikal sanatçıları klübün üst katında toplanırlardı. New York'a yeni gelen şarkıcı ve çalgıcılarsa alt katta sahne almak için akın ederdi Fazıl'ın Yeri'ne.<br />
<br />
70'li yıllardan beri mekanın müdavimi, şimdilerde bir Birleşmiş Milletler emeklisi diplomat klübün o zamanlar "New York'un her köşesinden gelen sanatçıların parasız da olsa çalmak, dans etmek ya da şarkı söylemek istediği bir yer" olduğunu söylüyor. Fazıl'ın klübü Omar Faruk Tekbilek için adeta bir zıplama tahtası olacaktı.<br />
<br />
Tekbilek, bu biraz kenarda kalmış ama müdavimlerinin sevdiği, Broadway sanatçılarınınsa çok iyi bildiği yerde çalıyordu 80'li yıllarda. 1988 yılında bir akşam yine aynı mekanda iştahla müziğini icra ediyordu. Öylesine coşkundu ki ruhu, yorulup mola vermek isteyen çalgıcıların yerine onların enstrümanlarını alıp, çalmaya devam ediyordu. Birbirini kovalayan saatlere rağmen sahneden inmemekte kararlıydı. Tabii bunu yaparken, kendisini seyredenlerin arasında ünlü bir prodüktörün olduğundan habersizdi.<br />
<br />
Atlantik Müzik'in başındaki Arif Mardin'in tavsiyesi üzerine o gece Fazıl'ın klübüne gelen ünlü prodüktör Brian Keane, Public Broadcasting Service için çalışıyordu. Kanuni Sultan Süleyman'ı konu alan belgeseline müzik yaparken kendisine yardım edecek birisini arıyordu Keane. PBS'nin "Muhteşem Süleyman" için ona bulduğu akademisyenlerden de sıkılmıştı.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">GERÇEK BİR MÜZİSYEN ARIYORDUM</span><br />
<br />
"Gerçek bir müzisyen arıyordum." diye açıklıyor Keane, neden o gece orada olduğunu. "Omar'ı gördüğümde, biraz toydu. Elime geçen bir albümü vardı, acemice kayıt edilmiş ve kapağında gülünç kıyafetlerin olduğu bir resim vardı, bilirsiniz. Ama, özel bir müzisyen vardı orada."<br />
<br />
Tekbilek o gece klüpte sabahın erken saatlerine kadar çaldıktan sonra Keane'la birlikte bir kayıt stüdyosuna gitti. Keane onun ne kadar iyi olduğunu görmek istiyordu. Birlikte yaptıkları ilk kayıt "Muhteşem Süleyman"ın açılış parçası oldu. Amerika'nın prestijli ödülleriyle taçlandırılan yapıt, Tekbilek'in de kariyerinde hızla yükselmesini sağlayacaktı.<br />
<br />
Son 18 yılda 14 albüm çıkaran Tekbilek, aynı zamanda dünyanın birçok yerinden ünlü sanatçılarla ortak projelere imza attı. "Spy Game" (Casusluk Oyunu) adlı Hollywood yapımı filmin müziğine bir parçayla katkıda bulundu. Amerika'da Golden Belly Musician ödülünü 1998 ve 1999'da iki defa alan Tekbilek, 2003 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Türk müziği dalında ödüllendirildi. Aynı yıl BBC Dünya Müziği ödüllerinde Ortadoğu dalında dört finalistten biri olmayı başardı, ancak ödülü alamadı.<br />
<br />
2004 yılında Irak'taki lösemili çocuklar yararına Londra'da düzenlenen konsere davet edilen Tekbilek yaşadığı değişimi şöyle anlatıyor: "Bir zamanlar Beatles'ın çaldığı Royal Albert Hall'ın ortasına kocaman bir yastık koymuşlardı benim için. Ben de üzerinde oturuyorum, bağlamamı çalıyorum. O sırada dervişler dönüyor. Bulgar Senfoni Orkestrası da çalıyor. Ya Rab dedim, ben neredeydim, sen beni nerelere getirdin? Ben hiç düşünmezdim ki bunları."<br />
<br />
Kazandığı şöhretin beraberinde manevi dünyasını ve inançlarını da koruyan Tekbilek, 2004 yılında Yahudileri aşağıladığını düşündüğü için "Passion of Christ" (İsa'nın Çilesi) filminin müziğinde görev almayı, dolayısıyla da milyoner olmayı reddetti. Halen Rochester'da yaşayan Tekbilek çiftinin biri evli olmak üzere üç çocukları var.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">* C. Onur Ant halen Columbia Üniversitesi Gazetecilik bölümünde yüksek lisans çalışmasını sürdürüyor.</span><br />
<br />
</span></div></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[''Müzik yapmak, duâ etmektir.'']]></title>
			<link>http://www.omarfaruktekbilek.biz/showthread.php?tid=2</link>
			<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 11:44:04 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.omarfaruktekbilek.biz/showthread.php?tid=2</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><img src="http://i0911.hizliresim.com/2009/11/8/1275.jpg" border="0" alt="[Resim: 1275.jpg&#93;" /><br />
<br />
 “Müzik yapmak, dua etmektir”<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">“Hiçbirimiz birbirimizden farklı değiliz. Bütün kültürler birbiriyle benzerdir. Müzik bizim ortak lisanımız, ortak muhabbetimizdir. Müzik ve dans sayesinde de hepimiz kardeşçe bir araya gelebiliriz. Bu hiç zor değil”<br />
Ömer Faruk TEKBİLEK</span><br />
<br />
Medeniyetin başlangıcından bu yana geçen yüzyıllar boyunca, sayısız uygarlığa ve kültüre ev sahipliği yapmış olan Anadolu, bu çeşitliliğin bir sonucu olarak gerek kültürel, gerekse folklorik ve müzikal açıdan eşsiz bir servete sahip olmuştur. Bu eşsiz servetine rağmen Türkiye ve Anadolu topraklarından, uluslararası profile sahip sanatçı oldukça nadir çıkmıştır. İşte bu sanatçılardan en önemlilerinden birisidir <span style="color: #4B0082;">Ömer Faruk TEKBİLEK.</span><br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">Ömer Faruk TEKBİLEK,</span> özellikle Bizans ve İslam kültürlerine ait birçok zenginliği içerisinde barındıran ve hala coğrafik konum bakımından, farklı folklorlara ev sahipliği yapan Türkiye’nin Adana kentinde doğdu. <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK</span>’in müzikal dehası daha çocuk yaşlarda kendini gösterdi. Ailesine göre O ve ağabeyi müzisyen olarak doğmuşlardı. Ağabeyi için “O benim ilham kaynağım ve gururumdu” diye bahseder. Ömer Faruk <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK, </span>Ney üzerine ustalaşmaya başlamasına rağmen, çok farklı enstrümanlarla da ilgilendi. İlk hocası O’na, müzik dükkanında kendisine yardım etmesi karşılığında bağlama dersleri vermeye başladı. Ayrıca bu dükkan sayesinde, Türk müziğinin birçok karışık ritmini, makamlarını ve bunları nasıl okuyacağını öğrendi.<br />
Müzik alanında ustalaşma sürecinde <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK</span>, sufizme de ilgi duymaya başladı. <span style="color: #4B0082;">Bugün “Ben hala çalışmaya devam ediyorum” diyor ve ekliyor; “Benim için müzik sonsuzdur. Sufizm ve müzik birbirine sarılmış ve iç içedir. Çalmak dua etmek gibidir”</span><br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">1967’de 16 yaşındayken İstanbul’a gelen TEKBİLEK, burada Mevlevi dervişleriyle tanışır.</span> Onların dünyaya bakışlarından, müziği yorumlayışlarından, farklı kültürlere ait sesleri birleştirmelerinden ve ruhlarından çok etkilenir. Mevlevi düzenine katılmaz fakat <span style="color: #000080;">Mevlevi Şeyhi Neyzen Aka Gündüz KUTBAY</span> O’nun hayatında çok önemli bir yer edinir. Sufi müziği O’nun müziğinin temel taşı olur. Daha sonraları müziğe karşı alternatif bakış açılarıyla tanınmış müzisyenlerle çalışmaya başlar ( İsmet SIRAL – Klarnet,Saksafon, Burhan TONGUÇ – Davul ) Farklı tarzda soundlarla tanışan <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK,</span> zihninde sürekli olarak büyüttüğü ve adına <span style="color: #000080;">“Sabır Ağacı” </span>dediği müziğini daha da zenginleştirmeye ve gelecekte dünya çapında saygın bir müzisyen ve virtüöz olarak tanınmasını sağlayacak olan soundunu yaratmaya başlar. <span style="color: #4B0082;">1971’de 20 </span>yaşındayken Türk Klasik Folklor grubunun bir üyesi olarak ilk defa Amerika’ya adım atar ve Sevgi Ağacı da bambaşka bir yönde gelişme yoluna girer.<br />
<br />
Türkiye’ye askerlik görevini yapmak için geri dönen <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK, </span>1976 yılında Amerika’ya dönerek oraya yerleşir. Orada müzik çalışmalarına devam eden sanatçı Ortadoğu kökenli müzisyenlerle beraber kurduğu orkestra ile çeşitli kulüplerde çalmaya başlar. <span style="color: #4B0082;">Zorlu geçen yılların ardından, 1988 tarihinde ünlü prodüktör Brian KEANE ile tanışmasıyla tüm yaşantısı değişir.</span><br />
<br />
New York Metropolitan Museum Of Art’ta sergilenecek olan “Muhteşem Süleyman” sergisi ve filmi için KEANE ile birlikte çalışmaya başlayan <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK,</span> bu dönemin ardından yayınlayacağı birbirinden başarılı ve kendisini dünya çapında tanınan ve adı saygı ile anılır bir müzisyen olmasını sağlayan on üç muhteşem albümü için önemli ve büyük bir adım atmış olur.<br />
<br />
Yine bu tarihten itibaren, doğu ve batı ezgilerini ustaca harmanladığı müziği ve hayat felsefesi ile dünya müzik sahnesinde ağır fakat emin adımlarla ilerleyen <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK</span>, kendi albümlerinin yanı sıra, <span style="color: #4B0082;">Don Cherry, Karl Berger, Ginger Baker, Ofra Haza, Peter Erskine, Trilok Gurtu, Simon Shaheen, Bill Laswell, Mike Mainieri, Michael Askill, Arto Tuncboyaciyan, Nusrat Fateh Ali Khan, Jai Uttal, Hossam Ramzy ,Glen Velez </span>başta olmak üzere birçok usta müzisyenle birlikte çalışmalar yapar. Böylece, Türk müzisyen kimliğiyle adını dünya müzik arenasına altın harflerle yazdırmış olur…<br />
<br />
Bağlama, ney, darbuka, zurna, bendir, def gibi enstrümanları virtüöz derecesinde kullanabilen, <span style="color: #4B0082;">bütün toplumların kardeşliğini, bütün kültürlerin iç içe olduğunu ve sadeliğin en yüce hayat felsefesi olduğunu insanlara duyurmayı kendisine misyon edinen usta sanatçı, bu hayat felsefesini müziğine de taşımayı çok iyi bilmiş ve geniş kitlelere ulaşmıştır.</span> Albümlerinde Yunanistan, İsrail, Bulgaristan, İran ve İspanya gibi birçok farklı ülke ve medeniyetten müzisyenlerle çalışan TEKBİLEK; Amerika dışında, Avustralya, Fransa, İspanya, İngiltere, İsrail ve Yunanistan başta olmak üzere birçok kıta ve ülkede verdiği konserlerle hayran kitlesini her gün genişletmiştir. Aynı çizgi ve felsefik anlayışla hazırlanmış olmalarına rağmen, yaptığı her albümde farklı soundlar ve farklı ezgileri kendine has yorumuyla sentezleyen müzisyen, bu sayede dünyanın dört bir yanındaki dinleyicilerine, hep farklı tatlar ve farklı keyifler yaşatmıştır. Bugüne kadar “Spy Game (R.Redford,B.Pitt)” gibi birçok Filmde müziklerine yer verilmesi ile çok daha geniş bir müziksever kitlesi; <span style="color: #4B0082;">Ömer Faruk TEKBİLEK’in</span> müziğiyle tanışma şansını elde etmiştir. Son albümü <span style="color: #4B0082;">Alif’i</span> Paul Simon’ın prodüktörü Steve Shehan’la birlikte hazırlayan <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK,</span> bu albümde Yunanistan’ın ünlü seslerinden Glykeria ve gitar virtüözü Jose Antonio Rodriguez’e de yer vererek world müzik tarzında eşsiz bir projeye daha imza atmıştır.<br />
<br />
Albümleri Türkiye’de bugüne kadar toplam 50 bin adetlik satış rakamına ulaşmış olan sanatçı, tüm dünyada çok iyi tanınmasına ve sıkça konser vermesine rağmen anavatanında şu ana kadar 3 konser (ilki;Akbank jazz festivali 2001 – ikincisi;Borusan Filarmoni Ork. Yeni yıl karşılama konseri Aralık-2003) vererek izleyenlerin damağında tekrar tadılması gereken bir lezzet olarak kalmış ve izleyememiş olanların da sabırsızlıkla beklediği isimlerin en başında gelir olmuştur. Son olarak İstanbul “Solar Beach” sezon açılışı vesilesiyle 4000 kişilik bir izleyici kitlesine kendi orkestrası ile unutulmaz bir konser vermiştir. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında düzenlenen Forum İstanbul 2003’ün “Yurtdışındaki Başarı Öykülerimiz” Toplantısına davet edilen <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK, </span>Ortaya koyduğu “Anadolu kültürümüzü” bire bir yansıtan dünya görüşü ve fikirleriyle büyük hayranlık uyandırmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">Ömer Faruk TEKBİLEK’</span>in Türkiye’de Z.E.T. Müzik tarafından yayınlanmış 9 albümü var…<br />
<br />
<br />
</span></span></div></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><img src="http://i0911.hizliresim.com/2009/11/8/1275.jpg" border="0" alt="[Resim: 1275.jpg]" /><br />
<br />
 “Müzik yapmak, dua etmektir”<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">“Hiçbirimiz birbirimizden farklı değiliz. Bütün kültürler birbiriyle benzerdir. Müzik bizim ortak lisanımız, ortak muhabbetimizdir. Müzik ve dans sayesinde de hepimiz kardeşçe bir araya gelebiliriz. Bu hiç zor değil”<br />
Ömer Faruk TEKBİLEK</span><br />
<br />
Medeniyetin başlangıcından bu yana geçen yüzyıllar boyunca, sayısız uygarlığa ve kültüre ev sahipliği yapmış olan Anadolu, bu çeşitliliğin bir sonucu olarak gerek kültürel, gerekse folklorik ve müzikal açıdan eşsiz bir servete sahip olmuştur. Bu eşsiz servetine rağmen Türkiye ve Anadolu topraklarından, uluslararası profile sahip sanatçı oldukça nadir çıkmıştır. İşte bu sanatçılardan en önemlilerinden birisidir <span style="color: #4B0082;">Ömer Faruk TEKBİLEK.</span><br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">Ömer Faruk TEKBİLEK,</span> özellikle Bizans ve İslam kültürlerine ait birçok zenginliği içerisinde barındıran ve hala coğrafik konum bakımından, farklı folklorlara ev sahipliği yapan Türkiye’nin Adana kentinde doğdu. <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK</span>’in müzikal dehası daha çocuk yaşlarda kendini gösterdi. Ailesine göre O ve ağabeyi müzisyen olarak doğmuşlardı. Ağabeyi için “O benim ilham kaynağım ve gururumdu” diye bahseder. Ömer Faruk <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK, </span>Ney üzerine ustalaşmaya başlamasına rağmen, çok farklı enstrümanlarla da ilgilendi. İlk hocası O’na, müzik dükkanında kendisine yardım etmesi karşılığında bağlama dersleri vermeye başladı. Ayrıca bu dükkan sayesinde, Türk müziğinin birçok karışık ritmini, makamlarını ve bunları nasıl okuyacağını öğrendi.<br />
Müzik alanında ustalaşma sürecinde <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK</span>, sufizme de ilgi duymaya başladı. <span style="color: #4B0082;">Bugün “Ben hala çalışmaya devam ediyorum” diyor ve ekliyor; “Benim için müzik sonsuzdur. Sufizm ve müzik birbirine sarılmış ve iç içedir. Çalmak dua etmek gibidir”</span><br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">1967’de 16 yaşındayken İstanbul’a gelen TEKBİLEK, burada Mevlevi dervişleriyle tanışır.</span> Onların dünyaya bakışlarından, müziği yorumlayışlarından, farklı kültürlere ait sesleri birleştirmelerinden ve ruhlarından çok etkilenir. Mevlevi düzenine katılmaz fakat <span style="color: #000080;">Mevlevi Şeyhi Neyzen Aka Gündüz KUTBAY</span> O’nun hayatında çok önemli bir yer edinir. Sufi müziği O’nun müziğinin temel taşı olur. Daha sonraları müziğe karşı alternatif bakış açılarıyla tanınmış müzisyenlerle çalışmaya başlar ( İsmet SIRAL – Klarnet,Saksafon, Burhan TONGUÇ – Davul ) Farklı tarzda soundlarla tanışan <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK,</span> zihninde sürekli olarak büyüttüğü ve adına <span style="color: #000080;">“Sabır Ağacı” </span>dediği müziğini daha da zenginleştirmeye ve gelecekte dünya çapında saygın bir müzisyen ve virtüöz olarak tanınmasını sağlayacak olan soundunu yaratmaya başlar. <span style="color: #4B0082;">1971’de 20 </span>yaşındayken Türk Klasik Folklor grubunun bir üyesi olarak ilk defa Amerika’ya adım atar ve Sevgi Ağacı da bambaşka bir yönde gelişme yoluna girer.<br />
<br />
Türkiye’ye askerlik görevini yapmak için geri dönen <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK, </span>1976 yılında Amerika’ya dönerek oraya yerleşir. Orada müzik çalışmalarına devam eden sanatçı Ortadoğu kökenli müzisyenlerle beraber kurduğu orkestra ile çeşitli kulüplerde çalmaya başlar. <span style="color: #4B0082;">Zorlu geçen yılların ardından, 1988 tarihinde ünlü prodüktör Brian KEANE ile tanışmasıyla tüm yaşantısı değişir.</span><br />
<br />
New York Metropolitan Museum Of Art’ta sergilenecek olan “Muhteşem Süleyman” sergisi ve filmi için KEANE ile birlikte çalışmaya başlayan <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK,</span> bu dönemin ardından yayınlayacağı birbirinden başarılı ve kendisini dünya çapında tanınan ve adı saygı ile anılır bir müzisyen olmasını sağlayan on üç muhteşem albümü için önemli ve büyük bir adım atmış olur.<br />
<br />
Yine bu tarihten itibaren, doğu ve batı ezgilerini ustaca harmanladığı müziği ve hayat felsefesi ile dünya müzik sahnesinde ağır fakat emin adımlarla ilerleyen <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK</span>, kendi albümlerinin yanı sıra, <span style="color: #4B0082;">Don Cherry, Karl Berger, Ginger Baker, Ofra Haza, Peter Erskine, Trilok Gurtu, Simon Shaheen, Bill Laswell, Mike Mainieri, Michael Askill, Arto Tuncboyaciyan, Nusrat Fateh Ali Khan, Jai Uttal, Hossam Ramzy ,Glen Velez </span>başta olmak üzere birçok usta müzisyenle birlikte çalışmalar yapar. Böylece, Türk müzisyen kimliğiyle adını dünya müzik arenasına altın harflerle yazdırmış olur…<br />
<br />
Bağlama, ney, darbuka, zurna, bendir, def gibi enstrümanları virtüöz derecesinde kullanabilen, <span style="color: #4B0082;">bütün toplumların kardeşliğini, bütün kültürlerin iç içe olduğunu ve sadeliğin en yüce hayat felsefesi olduğunu insanlara duyurmayı kendisine misyon edinen usta sanatçı, bu hayat felsefesini müziğine de taşımayı çok iyi bilmiş ve geniş kitlelere ulaşmıştır.</span> Albümlerinde Yunanistan, İsrail, Bulgaristan, İran ve İspanya gibi birçok farklı ülke ve medeniyetten müzisyenlerle çalışan TEKBİLEK; Amerika dışında, Avustralya, Fransa, İspanya, İngiltere, İsrail ve Yunanistan başta olmak üzere birçok kıta ve ülkede verdiği konserlerle hayran kitlesini her gün genişletmiştir. Aynı çizgi ve felsefik anlayışla hazırlanmış olmalarına rağmen, yaptığı her albümde farklı soundlar ve farklı ezgileri kendine has yorumuyla sentezleyen müzisyen, bu sayede dünyanın dört bir yanındaki dinleyicilerine, hep farklı tatlar ve farklı keyifler yaşatmıştır. Bugüne kadar “Spy Game (R.Redford,B.Pitt)” gibi birçok Filmde müziklerine yer verilmesi ile çok daha geniş bir müziksever kitlesi; <span style="color: #4B0082;">Ömer Faruk TEKBİLEK’in</span> müziğiyle tanışma şansını elde etmiştir. Son albümü <span style="color: #4B0082;">Alif’i</span> Paul Simon’ın prodüktörü Steve Shehan’la birlikte hazırlayan <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK,</span> bu albümde Yunanistan’ın ünlü seslerinden Glykeria ve gitar virtüözü Jose Antonio Rodriguez’e de yer vererek world müzik tarzında eşsiz bir projeye daha imza atmıştır.<br />
<br />
Albümleri Türkiye’de bugüne kadar toplam 50 bin adetlik satış rakamına ulaşmış olan sanatçı, tüm dünyada çok iyi tanınmasına ve sıkça konser vermesine rağmen anavatanında şu ana kadar 3 konser (ilki;Akbank jazz festivali 2001 – ikincisi;Borusan Filarmoni Ork. Yeni yıl karşılama konseri Aralık-2003) vererek izleyenlerin damağında tekrar tadılması gereken bir lezzet olarak kalmış ve izleyememiş olanların da sabırsızlıkla beklediği isimlerin en başında gelir olmuştur. Son olarak İstanbul “Solar Beach” sezon açılışı vesilesiyle 4000 kişilik bir izleyici kitlesine kendi orkestrası ile unutulmaz bir konser vermiştir. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında düzenlenen Forum İstanbul 2003’ün “Yurtdışındaki Başarı Öykülerimiz” Toplantısına davet edilen <span style="color: #4B0082;">TEKBİLEK, </span>Ortaya koyduğu “Anadolu kültürümüzü” bire bir yansıtan dünya görüşü ve fikirleriyle büyük hayranlık uyandırmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #4B0082;">Ömer Faruk TEKBİLEK’</span>in Türkiye’de Z.E.T. Müzik tarafından yayınlanmış 9 albümü var…<br />
<br />
<br />
</span></span></div></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Esselam Efendiler..]]></title>
			<link>http://www.omarfaruktekbilek.biz/showthread.php?tid=1</link>
			<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 01:06:02 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.omarfaruktekbilek.biz/showthread.php?tid=1</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #9400D3;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-weight: bold;">Tertemiz bir forumda yeni yüzlerle ve can arkadaşlarla yola devam etmek heyecan verici...<br />
<br />
Haydi Bismillah...<br />
<br />
Hoş geldim inşaallah..<img src="http://www.omarfaruktekbilek.biz/images/smilies/blush.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Blush" title="Blush" /></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #9400D3;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-weight: bold;">Tertemiz bir forumda yeni yüzlerle ve can arkadaşlarla yola devam etmek heyecan verici...<br />
<br />
Haydi Bismillah...<br />
<br />
Hoş geldim inşaallah..<img src="http://www.omarfaruktekbilek.biz/images/smilies/blush.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Blush" title="Blush" /></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>